Türkiye Avrupa’ya kıyasla ne durumda, 2023’te zam ne kadar olmalı?

Yeni asgari tutara dair 14 Ekim’de bir izahat icra eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Emek harcama ve Toplumsal Güvenlik Bakanı Vedat Alim’in “Bundan öncekilerden oldukça daha değişik bir hazırlığın içinde bulunduğunu” söylemiş oldu.

YÜKSEK ZAM ENFLASYONU ARTIRIR MI?

Asgari ücrette gerçekleşecek büyük bir artışın enflasyon oranını da yukarı çekeceğine dair kaygılar da var.

Prof. Dr. Yalçın Karatepe ise bu görüşe katılmıyor:

“Asgari tutara meydana getirilen zammın mühim bir kısmı enflasyonun yol açmış olduğu satın alım gücü kaybını telafi etmeye yönelik. Şimdi siz asgari tutarı artırarak insanları doğalgaz faturalarını ödeyebilir hale getirmeniz enflasyonu artırabilir mi?

“Türkiye’deki enflasyonun sebebi talep kaynaklı değil. Türkiye’deki enflasyonun sebebi maliyet kaynaklı, bunun ana sebebi de faiz politikasına bağlı olarak döviz kurlarındaki artış. Asgari ücretteki artış bu yüzden enflasyona yol açmaz, bunu oldukça net söyleyebilirim.

“Üstelik enflasyonla mücadeleyi vatandaşın yoksullaşması üstüne kurgulamak bir iktidar politikası olması imkansız esasen. İnsanları domates biber almasına olanak vermeyecek bir gelir seviyesine mahkum ederek enflasyonu düşürüyoruz diyebilir misiniz? Bir iktidarın esas amacı halkın refahını yükseltmek olmalı.”

Karatepe, asgari tutarı yüksek oranda artırmanın, yoksul işçilerin alım enerjisini artırmada tek başına kafi olamayacağını söylüyor:

“Enflasyonu denetim altına almanız lazım. Enflasyonu düşük seviyelere indirmediğiniz sürece yapacağınız her artış tesirini birkaç ay içinde yitirecektir, elde edilmiş gelir gereksinimleri karşılamaya yetmeyecektir.

“Türkiye’de ücretlerin düşük olması oldukça büyük bir mesele. Yalnız asgari ücretlilerin değil, tüm çalışanların maaşları düşük. Bunu bir tek bir gözlem olarak söylemiyorum.

“Yoksulluk sınırı olarak açıklanan verileri dikkate alacak olursak bugün çalışan nüfusun neredeyse yüzde 90’ı yoksul.”

grafik

‘ASGARİ ÜCRET TUZAĞI’

Doç. Dr. Aziz Çelik, öteki Avrupa devletlerinde asgari ücretlilerin oranının oldukça düşük olduğuna, Türkiye’de ise işgücünün yarısından fazlasının asgari ücretle çalıştığına ve böylece işçi sınıfının bir “asgari ücretliler topluluğuna” dönüştüğüne de dikkat çekiyor:

“Avrupa devletlerinde temel ücret belirleyicisi toplu pazarlıklarken Türkiye’de asgari ücret temel ücret belirleyicisi.

“Bu oldukça ciddi bir sorun. Ben bunu ‘asgari ücret tuzağı’ olarak adlandırıyorum.

“Asgari ücret yüksek düzeyde artırılıyor fakat geri kalan maaşlar aynı oranda artırılmadığı için daha çok işçi asgari ücretli haline geliyor, asgari ücret bir averaj tutara dönüşüyor.

“Bu tüm ücret politikasının hükümet tarafınca denetim edilmesi anlamına geliyor. Öteki ücretlere de en azından asgari ücret kadar zam yapılmadığı sürece bu durumun kötüleşerek devam edeceğini düşünüyorum.

“Asgari ücret AKP döneminde ortalama 30 kat artarken işyar maaşları, kamu işçisi ücretleri ve emekli aylıkları 13-15 kat arttı. Bu da tüm ücretleri asgari tutara yakınlaştırdı. Bunun bir ücret politikası bulunduğunu düşünüyorum.

“Asgari ücrette yüksek artış, daha çok asgari ücretli yaratıyor. Bu işçilerin maaşları diğerlerine kıyasla daha çok artırılınca, yaşam standartlarının yükseldiğini düşünüyorlar. Geri kalan yüzde 50’ninse durumu kötüleşiyor. Fakat hükümet o yüzde 50’den oy alamadığını, alamayacağını düşünüyor. Bu şekilde bir siyasal arka planı bulunduğunu da tahmin ediyorum.”

Prof. Karatepe de ekonomi kitaplarında asgari ücretin giriş seviyesinde, deneyimi olmayan, geçici bir süre çalışan kişilerin kazanılmış olduğu maaş olarak anlatıldığını fakat günümüzde Türkiye’de nitelikli insanların bile asgari ücret kazandığını vurguluyor:

“Türkiye’nin iyi üniversitelerinden mezun olmuş, kurumsal şirketlerle çalışan kişiler de asgari ücretin 1000 TL üstünde maaş alıyor. Bu sürdürülebilir bir şey değil.”

Peki bu tablo iyi mi değiştirilebilir?

Prof. Karatepe’ye gore işgücünün ve şirketlerin ulusal gelirden almış olduğu payın değiştirilmesi lazım.

TÜİK verilerine gore 2016’da işçiler ulusal gelirin yüzde 40’ını alırken bu oran 2020’de yüzde 38’e, 2022’de ise yüzde 25’e geriledi.

Şirketlerin almış olduğu hisse ise aynı yıllarda sırasıyla yüzde 41, yüzde 42 ve yüzde 54 oldu.

Şirketlerin kârlarının büyük oranda arttığını söyleyen Karatepe, “Aslen firmalar çalışanlarına daha yüksek maaş ödeyebilecek gelire haiz. Peki çalışanlar niçin bu yüksek ücretlere erişemiyor? Bundan dolayı sendikal haklarda büyük eksiklikler var” diyor.

Karatepe’ye gore bu tabloyu değiştirmenin tek yolu işçilerin sendikal örgütlenmesini artırmaktan geçmiyor.

Siyasal partilerin bu mevzuyu yeterince gündeme getirmesi durumunda vergi sisteminde de değişikliğe gidilebileceğini söylüyor:

“TÜSİAD ve DİSK bu mevzuda ortak bir izahat yaparak vergi dilimlerinin yükseltilmesini talep ediyor. Bu olursa çalışan kesimin harcanabilir geliri artar. Yoksulluk sınırı altındaki tüm gelirlerin vergiden muaf tutulması söz mevzusu olabilir.”

Bu tip taleplerin iktidar tarafınca “bütçeye zarar vereceği” sebebi öne sürülerek reddedildiğini belirten Prof. Karatepe, sözlerine şöyleki devam ediyor:

“Ben de onlara şunu söylüyorum: Kurumlar vergisini ciddi bir halde artırmayı tartışmamız gerekir bir ihtimal. Dünyanın dört bir yanında kurumların ve zenginlerin daha çok vergi ödemesi tartışılıyor.

“Mesela kur korumalı mevduata bonkörce kaynak aktarılırken bunun yerine gelir vergisini indirmeyi bütçe açısından sorunlu bulmak, iktidarın bölüşüm sorununa iyi mi baktığını gösteriyor.”

Satın alma gücüne gore karşılaştırmak doğru mu?

Eurostat ülkelerdeki asgari tutarı satın alma gücü paritesine gore de karşılaştırıyor.

Bu listede Türkiye’deki asgari ücret bazı Doğu Avrupa ülkelerinin üstünde yer ediniyor. İktidar da Türkiye’de şahıs başı GSYH’den bahsederken çoğu zaman satın alma gücü paritesine gore olan veriyi tercih ediyor.

Peki ülkelerin asgari ücretlerini buna gore karşılaştırmak doğru mu? Türkiye’deki bir asgari ücretli, ay sonunu Çek Cumhuriyeti yada Slovakya’daki bir asgari ücretliden daha rahat mı getiriyor?

Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Ekonomist Prof. Erhan Aslanoğlu’nun bu sorulara yanıtı “Hayır”.

Aslanoğlu, satın alım gücü endeksinin yatırımcılara ülkelerin iç piyasalarını karşılaştırma imkanı verdiğini fakat asgari ücretler karşılaştırılırken satın alım gücüne gore verilerin değil, nominal verilerin karşılaştırılması icap ettiğini söylüyor:

“Türkiye’deki asgari ücretin nominal olarak gerilemesi de, satın alma gücüne gore artması da TL’nin son dönemdeki aşırı kıymet kaybının bir yansıması. TL her yüzde 10 kıymet kaybettiğinde enflasyon yüzde 1,5-2 artıyor. Dolayısıyla Türkiye’deki temel mal ve hizmet tutarları ile Avrupa’dakiler arasındaki fark artıyor.

“Bu Türkiye’nin iş gücü maliyetini Avrupa’ya kıyaslamaya yarıyor. Bunun artması, Türkiye’deki asgari ücretlinin refahında bir artışı ifade etmez. Türkiye’de yoksulluk sınırlarına baktığımızda, asgari ücret dört kişilik bir ailenin gereksinimlerini karşılamaktan da uzak.

“Bir ülkedeki asgari ücret seviyesi nominal ücret seviyesi, yoksulluk sınırı yada minimum gereksinimlerini karşılama sınırına gore belirlenir. Satın alma paritesine gore bu tarz şeyleri karşılaştırmak doğru değildir. Türkiye’nin kalkınması için nominal ücretlerin gerilemesi değil yükselmesi gerekmektedir.”

Yoruma kapalı.

Bebek Bakıcısı |
uaeupdates.com deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu radabet giriş Puff nesinecasino gaziantep bayan escort antep escort