Çağını sorgulayan aydın bakışı: Adonis… Feridun Andaç’ın yazısı…

“Şiir; dilin içinde ve dille birlikten meçhule doğru  

kısaca ötekine doğru devamlı bir göçtür.”

Adonis

 

ŞİİRSEL YARATICILIK SÜREKLİ 

BİR KOPUŞTUR!

Kitap, Hitap, Hakikat (*) adlı kitabında bilhassa şunun altını çizer Adonis: “Şiir ve şiirsel hakikat, bu düzeyde din ve dini hakikatle çelişir. Şiirde hakikat durağan(durgun), nihai ve anlaşılır değildir. Bu anlamda şiir, dini hakikat sınırının haricinde kalır. Bunun yanı sıra şiir mecburi olarak ne kişiseldir ne ortak bir üründür. 

Şiirsel hakikatte hiçbir şey önceki haliyle kalmaz. Şiirsel yaratıcılık, devamlı bir kopuştur. Öteki bir ifadeyle şiir, devamlı bir kopuşla kesintisiz temastır. Şu sebeple şiirin zamanı, dinin zamanından farklıdır. Şiirin zamanı, değişiklik ve dönüşüm zamanıdır. Dinin zamanı ise ebediyetin ve değişmezliğin zamanıdır.”

 

ARAP MEDENİYETİNDE KÜLTÜREL 

YARATICILIK VE YENİLİK DEVRİMİ!

Adonis burada, Arap uygarlığında “kültürel yaratıcılık”, “yenilik devrimi”nden söz ederken; Emevi devletinin ortaya çıkışı, 1258’de Bağdat’ın düşüşüyle nihayetlenen bir sürecin altını çizer. Bunu da altı yüzyıl devam eden bir “devrim” olarak vasıflandırır. Arap- İslâm toplumundaki siyasal kültürel aidiyetin parçalanmasıdır… 

“Müslümanlar kayboluş ve şaşkınlık dönemlerinde dini aidiyete sığındılar,” diye yorumlayan Adonis şunu da söyler; “Bunu dini sığınmayı kültürel çöküş, toplumsal çözülme ve dış egemenlik destekledi.”

Buna yeni bir hegemonyanın başlangıcı da diyebiliriz. Öyleki ki; o sözü edilen dış egemenlik Osmanlı’yla adım atar, bugüne değin sürer. 

 

Fotoğraf: JONATHAN NACKSTRAND

 

“NAS VE HAKİKAT”İN YORUMU!

Adonis’in bu kitabında yer edinen denemelerinde dile getirmiş olduğu düşünceler birkaç açıdan önemlidir. İlki “Nass ve Hakikat”in yorumu.

Metinsel hakikat nedir. Tekfir ve Tefkir’in Arap-İslâm kültüründeki anlamı. Dini ve dini olmayan metnin hakikati. Cemaat metni, ümmet metni, seviye metni. “Göksel tek” ile “yersel tek”in anlamı. “Varlığı olmayan bir varlık”a bakış. Üç vahdaniyet dinine bakış, yorum. Hangi mukaddes, hangi din, hangi vatan. İnsanın kendilik bilinci. Üç din arasındaki gerçek diyalog. Militarize edilen sertlik. İslâm iyi mi demokratik olacaktır? Kültürel olarak ben kimim? İnsanı çoraklaştıran vahdaniyet dinlerinin dili/perspektif.

 

ARAP İSLÂMI’NIN ŞİİRE BAKIŞI!

Dini / dinsel hakikatle şiirsel hakikatin ne anlama geldiğinin altını çizerken şunu söyler:

“İslâm, şiir terimini ortadan kaldırmaz fakat şiir terimini ve şiirin rolünü değiştirerek onu kendi düzenine doğal olarak meblağ. Artık şiir ne ‘hak’ tır ne de ‘hakikat’i söylemektir. Şiirin görevi öyleki ya da bu şekilde dine hizmet etmekle sınırlandırılır. Böylece şiir, bilişsel ve güzel duyu bir ilke olmaktan çıkar.”

Adonis’in Arap İslâm’ına bakışında kavramsallaştırdığı düşünceler önemlidir. Dini hakikatle şiirsel hakikate dönük bakışı, “yenilik” düşüncesine getirmiş olduğu yorumla içerlek bir anlam taşır. O da şudur:

“Şiirde yenilik, şairin yeni bir şey yeni kendisinden ilkin geçmişte bilinmeyen bir şeyi getirmesi anlama gelir. Poetik olarak bunun anlamı kelimelerle nesneler, kelimeyle kelime ve insanla dünya içinde kısaca ilişkiler sunmaktır.”

Dini hakikatte yeniliği ise, “yorumda yenilik” olarak tanımlar. Kısaca, “yaşamı ve dünyayı ‘dinselleştirmek’…” Bu da yaratılan ümmetin hakikatidir. “Bu yüzden kopuş ve sertlik olmadan yeniliğin gerçekleşmesi mümkün değildir.”

 

“DİN CEVAPTIR, ŞİİRSE SORU. 

O HALDE DİN, ŞİİR İÇİN BİR 

REFERANS OLAMAZ”

Adonis bu karşılaştırmada, kendi poetikasına dönük tanımlar / açıklamalar da getirir üstelik:

“Şiirsel hakikatte hiçbir şey önceki haliyle kalmaz. Şiirsel yaratıcılık devamlı bir kopuştur. Öteki bir ifadeyle şiir, devamlı bir kopuşla kesintisiz temastır. Şu sebeple şiirin zamanı, dinin zamanından farklıdır. Şiirin zamanı, değişiklik ve dönüşüm zamanıdır. Dinin zamanı ise ebediyetin ve değişmezliğin zamanıdır. Din cevaptır şiirse sual. O halde din, şiir için bir referans olması imkansız.” 

Kuşkusuz Adonis’in bakışında İslâm yorumunun ötesinde, Arap zamanı içinden Müslümanların dine bakışını, idrak ve yorumun eleştirmesi dikkate değerdir.

“Dini kültürel, toplumsal ve siyasal bir rejim olmaktan çıkarmadıkça yenilik gerçekleşmez,” derken de; dinle siyasetin ilişkisinde öncelenenin “ümmet”çi anlayışın egemenliği, dinin iktidarın siyasal / ideolojik enstrümanına dönüşmesiyle ortaya çıkan yaşamsal çelişkiler… Giderek şiddete, teröre uzanan bir çizgi…

Adonis, Arap-İslâm geçmişine bakarken niçin çoğulcu düşüncenin, demokrasinin olmadığını da sorgular… Akıl çağının, aydınlanma düşüncesinin berraklığı içinden bakar inanç’a, İslâm’a…

Dinin, dinsel hakikatin anlama geldiğini açıklarken aklı esir olan yaban bakışı da eleştirir. “Hakikati ve bilgiyi silme” anlayışının yeniliği ve yaratıcılığı niçin kabul etmediğinin sorgusunu sorularla getirip önümüze koyar.

 

Fotoğraf: JONATHAN NACKSTRAND

 

DİN BİR ŞEYDİR AMA HER ŞEY DEĞİLDİR!

Din, bir şeydir fakat her şey değildir. Her şey kıldığınız da; müdahaleci, reddiyeci, ümmetçi yaklaşımla Selefi bakışın tutsağı kılarsınız insanı. Bu anlamda Adonis’in Mevlâna’ya yaklaşımı da doğrusallığı ihtiva eder. Kısaca ondaki, onun tasavvuf düşüncesindeki çoğulcu bakışının Tanrı anlayışının şiirle iyi mi ifade edildiğine değinmesi de önemlidir. 

İlkten şu belirlemeyi yapar: “Mevlâna’da Tanrı anlayışı, kurumsal doğrulamaya değil canlı deneyime dayanır. Kısaca akla değil kalbe, nakle değil hazza. Şu sebeple tanrısal vahdaniyet, dünyanın ya da maddenin haricinde bir şey değildir. Aksine tanrısal vahdaniyet, her şeye yayılır.”

Tanrı teriminin Mevlâna’da niçin / iyi mi içkinleştiğini dile getirir. Onda, varoluşsal bir hakikattir bu. Kısaca; “her şeyde tecelli eder ve tecellisinin sınırı yoktur.”

 

HEM DOĞUYA HEM BATIYA BAKIŞININ

YANSIMALARI…

Şiirden, şiirin zamanından söz eder Adonis. Bir yanda kendi poetik yolu / yolculuğu, ötede Arap ve Batı şiirine bakışı vardır. Artık şiirin kitlesi değil okuru vardır derken de şunun altını çizer: “Şiir, yatay düzlemde kaybettiğini dikey düzlemde kazanır.”

Ötede ise Adonis, Arap ülkelerindeki “işgal, zillet, yoksulluk” ve “çöküş”ün nedenlerini sorgular. Doğulu bir aydının hem doğuya hem batıya bakışının yansımalarını ihtiva eder onun düşünceleri.

Arapların hem modernleşme hem de bağımsızlıklarını kazanma mevzusundaki başarısızlıklarının nedenlerine değinirken de şunları söyler Adonis:

“Söylediğim şu; başta düşünce, sanat, edebiyat, hanım, cinsellik, iktisat ve topluma dair meselelerde İslâm ve ilerlemeyi bir araya getirmek, mevcut egemen yorumla mümkün değildir. Bir tür ‘İslâm’ ile ilerleme, iki zıt kutuptur.”

 

Fotoğraf: JONATHAN NACKSTRAND

 

“İSLÂM, İLAHİ BİR VAHİYDİR; 

KÜLTÜR İSE BEŞERİ BİR ÜRETİM!”

Adonis bu kitabında yer edinen söyleşi ve denemelerinde Arap-İslâm hayatına bakışı yeni yorumlara açık eleştirellik ihtiva eder. Kültürel bağlamda söylediklerini şurada temellendirmesi ise her okur açısından ehemmiyet taşır, bence:

“İslâm, tanrısal bir vahiydir; kültür ise beşeri bir üretim. Bu yüzden İslâm’ı, bu anlamda Arap kültürünün bir parçası sayamayız. Dahası Arapların içinde ve Arapça inmiş olsa da İslâm’ı tanrısal bir vahiy, evrensel bir din ve küresel kültürün  bir parçası kabul etmemiz gerekir. Zira İslâm, yalnız Araplara değil tüm halklara da aittir. Üstelik Müslüman olan fakat Arap olmayan büyük halklar da vardır…”

Gündemleşen, gündeme taşınan bir bakışın ötesinde inancın varoluşsal gerçekliğini görmek / tartışmak için yeni bir kapı aralar bizlere Adonis.

O ki, bir söyleşisinde şunları da dile getirecekti: “Dünyanın değişimine katkıda bulunan, yaratıcı bir kültür manasında, evet, bir Arap kültürü yok diyorum. Bugünün dünyasını kavramamıza katkıda bulunan bir Arap vizyonundan söz edebilir miyiz? Müslümanlar dünyayı eski ve kendi içine kapalı İslâmî bakışla görüyor. İslâm’ın  ne dünyaya, ne ötekine, ne kültüre ihtiyacı var, zira kendisi mutlak kültür. Ebediyete kadar değişmeden kalıyor.” (**)

Gören, düşünen, soran sorgulayan bir bakışın anlatıcısı olarak Adonis’in bu düşünceleriyle karşılaşmak onun şiirine yaklaşımda da inanırım ki yeni ufuklar açacaktır okuruna. 

Dünyayı kavrayan bir bakışın anlatıcısıdır Adonis. Şiirinde bulduğumuz her söz’ün bu anlamda karşılığı insandır, insan ömrünün yansıdığı gerçeklerdir… O ki, şunları diyebilen bir sestir şiirin okyanusunda:

“Nerede  saklayacağım/ hemen hemen ölmemiş bayramlarımı?/ Iyi mi özgürleştireyim dilin kafeslerinde/ feryat eden kanatlarımı?/ Iyi mi konut edineyim belleğimi?/ İşte belleğim su üstünde/ yüzen enkazdan bir körfez.”

 

(Çev. Mehmet Hakkı Suçin)

 

(*) Kitap, Hitap, Hakikat / Adonis / Çev. Mehmet Hakkı Suçin / Everest Yay. / 157 s. /2022.

(**) Adonis’le Devr-i Âlem: “İnsan Sonsuza Oluşturulan Bir Tasarıdır” / Söyleşi: Siren İdemen (25.01.2019).

Yoruma kapalı.

Bebek Bakıcısı |
uaeupdates.com deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu radabet giriş Puff nesinecasino gaziantep bayan escort antep escort