‘Bazı davranışlarımı daha iyi anlamaya başladım’

Sue Nelson | BBC Future

Çocukken kimse otizmli  olduğumu bilmiyordu fakat geriye dönerek baktığımda bir takım duyusal ipucu vardı. Yumuşak kumaşları devamlı okşama yada kum tanelerini parmaklarımın arasından kaydırmanın yanı sıra, dönmeyi ve hafifçe öne arkaya doğru sallanmayı da müthiş rahatlatıcı buluyordum.

60 yaşlarında bana otizm teşhisi konulduğunda, kumaş okşama, oyuncaklarla oynama şekli, belirli yiyeceklerde ısrar etme şeklinde bazı çocukluk davranışlarımı daha iyi anlamaya başladım.

“Bu alışkanlıkları, otizmli evlatların dünyayı iyi mi deneyimlediklerini anlamaya ve potansiyellerini gerçekleştirmelerine, arkadaşlıklar kurmalarına, yaşamdan zevk almalarına destek olmak için iyi mi kullanabiliriz?” diye sormuş oldum.

Bu konudaki bilimsel araştırmalar, uzun süredir bir gizem olarak kabul edilen davranışlar hakkında garip yeni bilgiler ve giderek artan kanıtlar sunuyor.

Otizm Spektrum Bozukluğu ya da otizm, Dünya Sıhhat Örgütü’ne bakılırsa her 100 çocuktan birini etkiliyor. Beyindeki farklılıklardan meydana gelen gelişimsel bir durum olan otizm, kişinin bilgiyi iyi mi özümsediğini, işlediğini ve iyi mi cevap verdiğini etkileyebiliyor.

Çoğu zaman hafiften ağıra doğru bir spektrumda kategorilere ayrılıyor. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin kılavuzunda, bu spektrum 1, 2 ve 3. seviyelere ayrılıp, 3’üncü düzey otizmliler için “büyük desteğe” gereksinim olduğu belirtiliyor. Bu kategoriler içinde, bazı ortak özelliklerin yanı sıra fazlaca çeşitlilik gösteren gereksinimler ve deneyimler içeriyor.

Mesela dönme ve sallanmayı ele alalım. Otizmin ortak bir özelliği olan bu tür ritmik tekrarlayan eylemler, kendi kendini uyarıcı davranış yada tekrarlanan gövde hareketi olarak bilinir ve el çırpma, ayak sallama ve parmak sallama şeklinde hareketleri de içerebilir. Ben bugün bile mağazalarda kaşmir yada yapay kürk giysileri okşamaktan kendimi alamıyorum ve cemiyet içinde birinin dayanılmaz yumuşaklıktaki paltosunun arkasına gizlice dokunuyorum. Ek olarak ara sıra vücudumu da sallıyorum, fakat bunu bir tek kendi başımayken yapıyorum, bundan dolayı gören bir çok kişiyi rahatsız ettiğini biliyorum.

Tekrarlanan gövde hareketi başkalarına anlam ifade etmeyen ve hatta rahatsız edici gelebilir. Bunu değiştirmeyi yada azaltmayı amaçlayan çeşitli tedaviler var. Sadece otizmle ilişkili birçok davranışta olduğu şeklinde, bunu meydana getiren şahıs ne olursa olsun sizin düşündüğünüz şeyi yaşamıyor olabilir.

Bir çocuğun kafasını onlarca kere duvara vurması şeklinde bazı hareketler zararı olan olabilir ve ilgilenilmesi gerekirken, bazıları da yararlıdır. Bunlar istemsiz hareketler değildir, bir amaca hizmet ederler ve sakinleştirici bir yöntem olabilirler. Benim şeklinde, genç ya da yaşlı pek fazlaca şahıs için sallanmak kaygıyı azaltıcı bir işlev görüyor.

Portsmouth Üniversitesi’nde gelişim psikoloğu olan ve kendisine 13 yaşlarında otizm teşhisi konan Steven Kapp, “Bu tekrarlanan hareket yatıştırıcı bir şey fakat ‘psikiyatrinin İncil’i’ olarak kabul edilen son olarak kılavuzda [Amerikan Psikiyatri Birliği] bile bu tür davranışlar amaçsız olarak değerlendiriliyor” diyor ve ekliyor:

“Bence pek fazlaca araştırmacı, insanların niçin bu davranışlarda bulunduğunu anlamakta zorlanıyor.”

Son yıllarda öteki araştırmacılar da otizmli insanların kendi deneyimlerine ilişkin görüşlerinden daha fazla yararlanmaya çalışıyor. Bu değerlendirmeler, çevrelerindeki kişilerin izlenim ve yargılarından fazlaca değişik olabiliyor.

Mesela, dışarıdan gözlemciler el çırpma şeklinde tekrarlanan bazı hareketleri çekince sinyali olarak yorumlayabilir. Oysa 2015’te otizmli kişilerle meydana getirilen bir ankete katılanların yüzde 80’i, tekrarlanan hareketlerden hoşlandıklarını söylüyordu.

Kapp’ın otistik yetişkinler üstünde yapmış olduğu çalışmada birçoğu “kafa karıştırıcı, öngörülemeyen, bunaltıcı ortamlar” da dahil olmak suretiyle duyusal aşırı yüklenmenin yarattığı kaygıya tepki olarak bu tür hareketleri tekrarladıklarını ve bu yolla sakinleştiklerini söylemişti. Fakat mutluluk ve coşku şeklinde duygularda da tekrarlanan hareketler yapılabiliyordu.

Çalışmaya katılanlar, bu rahatlatıcı ve keyif aldıkları hareketleri cemiyet içinde bastırma eğiliminde olduklarını söylüyordu.

Kapp, “stimülasyon” olarak adlandırdığı bu hareketlerin cemiyet içinde yapılması olasılığının düşük bulunduğunu, bundan dolayı öteki insanların çoğu zaman anlamayıp kişileri bu yüzden damgaladıklarını belirtiyor ve ekliyor:

“İnsanlar anladığında, bunu kabul etme olasılıkları daha yüksektir.”

‘YEMEK SEÇİCİ’

Tekrarlayan kısıtlayıcı davranışlar olarak adlandırılan ve belirli rutinlerin yanı sıra tekrarlanan hareketleri de içerebilen bu davranışlar aile dinamiklerini de etkileyebilir. Çocukken oyuncaklarla oynamak yerine onları devamlı olarak boyut yada renk şeklinde kategorilere bakılırsa tekrardan düzenliyordum (otistik çocuklar içinde yaygın bir davranış). Bu ailemi fazlaca fazla etkilemese de, bir tek domates çorbası ve çikolatalı puding yeme alışkanlığım birazcık daha fazla problem yaratmış olabilir. Her neyse ki akrabalarım bunu kabullendi ve yiyecek masasını cenk alanına çevirmedi.

Aslına bakarsak, birçok otistik çocuk “yiyecek seçici” olarak bilinir. Geniş bir çalışmada, her 10 çocuktan yedisinin atipik yeme davranışlarına haiz olduğu ve çoğunun bir tek belirli yiyecekleri yediği görüldü. Araştırmalar ek olarak otizmli evlatların tatlara, kokulara ve kıvama karşı son aşama duyarlı olduklarını gösteriyor. Bu da duyusal idrak meselesi ve benim de ilgilendiriyor bir durum.

Çocukluğumdaki o ilk kısıtlayıcı yiyecek döneminden sonrasında, şimdi acı biber ve sarımsaklı, baharatlı yiyecekleri fazlaca seviyorum. Fakat hala midemi bulandıran kimi tatlar ve kıvamlar da var.

Bir tek otizmlilerin değil, pek fazlaca insanoğlunun yemekler mevzusunda tercihleri ve tiksintileri olsa da otizmli kişilerde bu tür duyusal deneyimlerin ve duygusal düzenlemenin iyi mi birbirini etkilediği hala tam olarak anlaşılamıyor.

Bilişsel gelişim alanında University College London’da fahri profesör olan ve kariyeri süresince otizmli evlatların davranışlarını inceleyen Uta Frith, “geçmişte otizmde duyguların olmadığı ya da bozulmuş olduğu yönünde bir kuram vardı ki bence bu doğru değil” diyor ve ekliyor:

“Aksine, yüksek kaygının yanı sıra hiddet ve saldırganlık da dahil olmak suretiyle duygular fazlaca fazla kanıt içeriyor.”

Bu durum, çoğu zaman aşırı duyusal yüklenmenin niçin olduğu hiddet nöbeti benzeri tepkilere yol açabilir.

Kapp, bir şahıs ışık ya da sesle aşırı uyarıldığında, “onu ortamdan uzaklaştırmanın ya da kulaklık yada güneş gözlüğü takma ya da duyuların bir kısmını köreltecek bir şey yapma şeklinde bir düzenlemenin” destek olabileceğini söylüyor:

“Bundan dolayı birçok otizmli şahıs aşırı duyarlıdır ve bunu öbürlerinden daha acı verici yada keskin bir halde deneyimleyecektir.”

ARKADAŞLIK VE BAĞLANTI

Araştırmalar – ve bilhassa otizmli insanları dinlemek – bu kişilerin toplumsal etkileşimle ilgilenmedikleri şeklinde bazı yanlış varsayımların giderilmesini sağlamış oldu. Bir araştırmanın da belirttiği şeklinde, otizmli insanların doğaları gereği yalnız oldukları varsayımı, ben de dahil olmak suretiyle pek fazlaca otizmli insanoğlunun kendi ifadeleri ile açıkça çelişiyor. Yalnızlık arzusu benim için çoğu zaman sosyalleşmeden sonrasında ortaya çıkıyor. Bu, aşırı uyarım yükünü dengelemek için lüzumlu bir adım.

Araştırmaya bakılırsa, düşük düzeyde göz teması şeklinde bazı davranışlar, toplumsal ilgi eksikliğinin bir göstergesi olarak görülebilir, fakat aslına bakarsak duyusal bir başa çıkma yöntemi olabilir. Bazılarına bakılırsa, araştırmacılar bile bebeklerin ve evlatların toplumsal katılımının bir ölçüsü olarak göz temasına aşırı anlam yükleme tuzağına düşebiliyor.

Otizmli ufaklıklara deneyimleri sorulduğunda, öteki evlatları anlamakta ve onlarla ilişki kurmakta zorlandıklarını söylüyorlar genel anlamda fakat bununla birlikte bu tür arkadaşlıkları başlatmaya çalıştıklarını ve etkileşim eksikliği var ise kendilerini yalnız hissettiklerini de vurguluyorlar. Kısaca, otizmli çocuklar arkadaşlıklardan keyif alır ve yarar sağlar, sadece bu tarz şeyleri oluşturmak için birazcık desteğe gereksinim duyabilirler.

Araştırmalar, ufaklıklara kendilerini rahat hissettiği koşullar yaratmanın, hususi ilgi alanları şeklinde başka bir tipik özelliği desteklemenin bir yolu bulunduğunda bunun daha kolay olabileceğini öne sürüyor.

İLGİ ALANLARI

Bilim adamları otizmli bireylerin iyi mi ve niçin yoğun ilgi alanları oluşturduklarını ve bunun getirebileceği yararları yeni yeni anlamaya başlıyor. Bir emek verme, bu kişilerin 5 yaşından itibaren averaj dokuz hususi ilgi alanı geliştirdiklerini ortaya koydu. Bu ilgi alanları belirli nesneleri, müziği, bilgisayarları, doğayı ve bahçeciliği içerebilir.

Çocukken benim ilgi alanlarım matematik, kır çiçekleri, bilim, düğmeler, rozetler, uzay ve süper kahramanlardı. Pek bir şey değişmedi ve benim şeklinde öteki insanoğlu için kendi ilgi alanlarının peşinden gitmenin çoğu zaman kişinin genel durumu ve toplumsal temas üstünde pozitif yönde tesiri oluyor.

Otizmli çocuklar ve gençler tutkularıyla meşgul olduklarında, bunun duygusal ve kontakt becerilerini çoğaltmak şeklinde fazlaca çeşitli yararları olduğu görülüyor.

Otizmli evlatların içgüdüsel olarak hoşlanmama eğilimi gösterdikleri, saç kesimi şeklinde rutin faaliyetler devamlı olacaktır. Çocukken saçımı yıkatmaktan asla hoşlanmazdım ve kuaföre gitmek hala rahatsız edici bir şey. Bazıları için makas sesi ya da kesilen ıslak saçın ciltte bıraktığı his korku ya da hoşnutsuzluk yaratır. Birçok insanoğlunun hoşuna giden bu kolay hislerin diğerlerinde sıkıntıya niçin olabileceğini idrak etmek ehemmiyet taşıyor.

Duyusal işlem ve toplumsal iletişimdeki farklılıklar sebebiyle evlatlarının fizyolojik temas yada sarılmayı istememesini anne babalar çoğu zaman zor buluyor. Bir tür kolay al-ver oyunu oynamaya çalışan anne babalar, otizmli evlatların buna ilgi göstermediğini görebilir. Frith, otizmli çocuklar için sırasıyla karşılıklı alıp vermenin, karşıdakinin ne yaptığını anlayarak öykünmek etmenin zor bulunduğunu belirtiyor.

Toplumsal ve fizyolojik temastan alınan bireysel keyif büyük seviyede değişkenlik izah edebilir. Mesela Covid karantinalarının otizmli çocuklar üstündeki tesiri üstüne meydana getirilen bir araştırma, bazı evlatların başarıya ulaşmış olurken diğerlerinin davranışlarının kötüleştiğini ortaya koydu. Daha geniş toplumsal çevre de mühim bir rol oynayabilir.

En büyük oğluna 2015’te 6 yaşlarındayken otizm teşhisi konan Jess, okulda otizmli ufaklıklara uygun bir sistemin önemine dikkat çekiyor. Daha ilkin aşırı duyusal yüklenme kaynaklı agresif davranışlar sebebiyle oğlu birkaç kez okuldan atılmış. “Daha çok alana ve evlatların kendilerini bırakabilecekleri bir duyusal odaya haiz bir okula geçmek işe yaradı” diyor.

Jess, sözlerini şu şekilde sürdürüyor:

“Atmosfer tamamen farklıydı ve bu bir fark yarattı. Ona inanan ve onunla kontakt kurabilen öğretmenler vardı. Oldukça daha esnek oldukları için isterse derslik haricinde da çalışabiliyordu. Hala ara sıra dışlanıyordu fakat aynı davranış sorunlarını görmüyorduk.”

Jess, ödevini yapması için onu ikna etmeye emek harcamayı bırakmış. “Sık sık uzun bisiklet gezintilerine çıkıyordu, bu yüzden fazlaca daha mutluydu” diyor.

Frith, otizmle ilgili toplumsal tutumların son birkaç yılda değiştiğini, sadece bunun devamlı yararlı şekillerde olmadığını gözlemliyor:

“İnsanlar nöroçeşitliliği anlama mevzusunda kültürel bir değişiklik geçirdi ve otizm kurgu ve filmlerin gözdesi haline geldi. Fakat fazlaca azca özelliğe ve çoğu zaman pozitif yönde özelliklere odaklanıldı”.

Frith, popüler medyada en sık sunulan otizm türünün hafifçe olarak kategorize edilebileceğini söylüyor:

“Ek olarak, ekrandaki otizmli karakterler çoğu zaman entelektüel açıdan yetenekli olarak tasvir ediliyor. Çekince, bunun daha fazla desteğe gereksinim duyanları gözden kaçırmasında.”

Frith, “Tamamen göz ardı edemeyeceğimiz bir şey, bazı otizm türlerinde zihinsel bir bozukluk olabileceğidir” diyor. Bunu kabul etmek, evladı olduğu şeklinde kabul etmenin mühim bir parçası olabilir.

Her aile için otizm hakkında informasyon edinmek, sonunda evlatlarının otizmle ilgili benzersiz deneyimlerini öğrenmek anlamına gelir.

Kapp’a bakılırsa, “Otizmli evlatları acıma yada korku nesnesi olarak görmek yerine nöroçeşitlilik, karmaşık profiller ve insanların haiz olabileceği farklılıklar olarak görme eğilimi daha baskın. Fakat hala yapılması ihtiyaç duyulan fazlaca iş var.”

Yoruma kapalı.

Bebek Bakıcısı - Omegle - Sohbet Odaları - Omegla - Görüntülü Sohbet - Kaynak Otomasyon Sistemleri -
deneme bonusu radabet giriş Puff langstoninstitute.org gaziantep bayan escort antep escort